5 Kasım 2010 Cuma

Anadolu Üniversitesi, Ögb, Polis ve Medya

Tarih 4 Kasım 2010. Yer Anadolu Üniversitesi.

Benim yaş grubumun çok alışık olmadığı ama ailemizdeki insanların anılarına benzer olaylar yaşandı üniversitemizde. Olaya bizzat tanık oldum ardından ulaşabildiğim haber sitelerine ulaştım medyaya nasıl yansıdı acaba diye. Tahmin ettiğim gibiydi. Şuan hayatta olmasının sebebi hükümete yakınlık olan medya grupları olayı farklı bir şekilde yansıtmışlardı gazetelerine. Gerçekten oldukça farklı. Kimisi türban meselesi dedi kimisi sol görüşlü öğrenciler güvenliğe, öğrencilere ve polise saldırdı dedi. Belki o gazeteleri okuyanlar orda yoklardı ama ben ordaydım. O an anladım medyaya güvenilmemesi gerektiğini. Medyanın bir hiç uğruna insanları karalayabilecek çirkinlikte bir "şey" olduğunu.

4 kasım 2010, Anadolu Üniversitesi İki Eylül Yerleşkesinin kantini..

Yaklaşık 10 gündür olaysız bir şekilde afişlerini asan masalarını kuran bildirilerini dağıtan öğrenciler.. Evet bu arkadaşlarımız günlerdir olaysız bir şekilde çalışmalarını yapıyorlar 6 kasımdaki YÖK Eylemi için bildiri dağıtıyorlar. Ama 4 kasım günü rektörün güvenliğin polisin canı sıkılıyor bu işe ve müdahale etmeli diyorlar olaysız gelişen farklı renklere.. Önce ögb saldırıyor. afişleri indiriyor yasak diyor. Öğrenciler fiziksel müdahalede bulunmadan afişlerini asıyorlar camlara tekrardan. Gidiyorum ne yapacaksınız diyorum. bir şey yapmıcaz diyor. Yani kimilerinin dediği gibi saldırı amaçlı bulunmuyorlar orda. Fikirlerini "özgür" üniversitede ifade etmeye çalışıyorlar. Aradan iki saat geçiyor. onlara göre "normal" olan öğrenciler derslerine giriyor ve olay başlıyor. Önce güvenlik birimleri müdahale ediyor öğrencilere. Bir yanda kasklı kalkanlı coplu güvenlik görevlileri ve çevik kuvvet.. Bir yanda silahları afişler ve düşünceler olan öğrenciler.. İlk müdahaleden sonra öğrenciler kantine girip kapıları kapatıyorlar "dayak yememek için". Çevik kuvvet de müdahale edince kantindeki masaları kapıya yaslıyorlar canlarını korumak için. Kapıyı açamayan çevik kuvvet camlarını kırıyor kantinin ve eline geleni tekme tokat ve coplarla yerlere sermeye başlıyor. Bu arada kameraya alan öğrenciler kovuluyor, hafıza kartlarına el konuyor. Suçları sadece onların zihniyetiyle uyuşmayan düşüncelere sahip olmaları olan öğrenciler yerlerde sürülüyor. çoğu 19 yaşlarında daha. Elleri kelepçeleniyor polis arabasına tıkılıyorlar göz altına alınmak üzere. Sonradan görüyoruz ki kiminin bacağı alçıya alınmış kiminin kolu. Kiminin ise yüzlerinde sargılar var. Sadece rektörle farklı siyasi görüşe sahip oldukları için belki de eğitim hakları ellerinden alıncak bu 40dan fazla öğrencinin. Kamuoyunun haberi yok bilen de olayı yanlış biliyor yandaş medya sayesinde. Olanlar bunlar.Suçu düşünmek olan öğenciler okuldan atılmasın diyorum. Önce YTÜ sonra AÜ. ODTÜ ve Ankara Üniversitesini saymıyorum bile. Üniversiteler Hükümetin arka bahçesi olmasın diye uğraşıyor buralardaki öğrenciler. Mücadeleleri sürüyor. Ve biliyorlar ki yalnız değiller..

video için: http://www.youtube.com/watch?v=ATEpqDu98ZQ&feature=share

6 Eylül 2010 Pazartesi

Beyin Bedava!



Son zamanlardaki kopya skandalları eğitim sistemimiz nereye gidiyor sorusunu getiriyor akıllara. Tabi gündem referandum olduğu için de fazla üstünde durulmuyor bu aralar nereden geldiği belli olmayan(!) kopyaların. Aslında sorun sadece kopya değil. Eğitimi ve sınavı içeren herhangi bir yerde olmaması gereken işlemlerin yapıldığını görebiliyoruz ülkemizde.

İlk olarak KPSS skandalıyla düştü gündemimize. Geçen sene sınav birincisi bile bütün soruları cevaplayamamışken bu sene full ve fulle yakın yapan 300 küsür öğrenci olduğu sonucu şüphe uyandırdı milletimizde. Üstelik bunların birçoğu çift, arkadaş veya akrabaydı. Sorunun biraz üstüne gidilince de cemaatler aracılığıyla elde edildiği ortaya çıktı cevap anahtarının ÖSYM SUSTU.

Daha sonra bir YGS skandalı oldu. YGS de Diyarbakır merkezli olarak matematik sorularının cevaplarının mesaj yoluyla 16 ilden 108 kişiye iletildiği belirlendi. ÖSYM SUSTU.

Henüz bunları hazmedememişken İstanbul Lisesi, Galatasaray Lisesi gibi "hedef" olan okulların yerleştirmelerinde usulsuzluk olduğu ortaya çıktı. Bunlar ve bunlar gibi okulların kontenjan yedek listelerinde 10-15 kontenjan boş bırakılıyordu. Bu sayede okulun asıl alması gereken taban puanından daha düşük puana sahip belki de milletvekili , yandaş hamili kart yakınlarının çocukları okuyacaktı bu güzelim okullarda. herkes konuştu, ÖSYM SUSTU.

Ve bir yenisi daha eklendi ki hangi sınav olduğunu tahmin etmiş olmalısınız: AÇIKÖĞRETİM SINAVI. İstanbul'da hafta sonu yapılan Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi bütünleme sınavlarında salon görevlilerinin farketmesi sonucunda köklü bir kopya skandalı daha belirlendi. Ele geçirilen kağıtta girdiği 'Maliyet Muhasebesi' sınavının tüm sorularının giriş cümlesi ile cevapların şıkları ve açıklamalarının olduğunu gören görevliler KPSS'dekine benzer bir kopya skandalının yaşandığını belirledi. ÖSYM SUSUYOR.

Ne yapmamız gerekiyor peki adaletsizlik üstüne adaletsizlik yapan Adalet ve kalkınma partisi hükümeti son kozlarını oynuyor büyük ihtimalle. Meydanlara çıkıp hala "EVET" diye haykıran insanlar gözlerinizi açın lütfen. Siz uyuyorsunuz, ÖSYM susuyor, Devlet görmüyor ama Bizler uyanığız ve hesap soracağız!

http://www.ensonhaber.com/kpssde-kopya-cekene-bakan-referans-oldu-2010-11-06.html

20 Temmuz 2010 Salı

Başbakan yine döktürdü.


Hepimiz alıştık Akplilerin birbirinden mucize çözüm önerilerine. Bugün bir yenisini daha ekledi sevgili(!) Başbakanımız: "ALKOL İÇME ÜZÜM YE" Bunu duyunca Allahım benim aklıma neden böyle dahiyane fikirler gelmiyor. Neden bir kere de şu aciz kuluna gülmüyorsun dedim. Fikir mükemmeldi belki de sınırlarını zorlayarak alkollerin üretiminde üzümün - ki bu sadece şarap için geçerli. Bira içme arpa ye Rakı içme anason ye falan da demeliydi bence - katkısını bulmuş olmalı. Hayır anlamadığım nokta Başbakan olarak ne yiyip ne içeceğime nasıl da karışma yetkisi buluyor kendinde? Yarın öbür gün bu konuda da bir yasa taslağı getirirse önümüze şaşırmayalım alt yapı hazırlıyor olmalı. Fazla uzatmıcam yazımı Akp'lilerin daha önceki talihsiz açıklamalarıyla sonlandırıcam. Zaten sizlerin de hafızasına kazınmıştır bunlar. İşte bir kaç tanesi:

__ "Beş ay öpüşmeyin"- Sağlık Bakanı Recep Akdağ. Domuz gribinin yaygın olduğu dönemde çözüm önerisi.

__"Sel riski varsa üst kattaki komşunuzda kalın"- Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek.

__"Ankaralılar tatile çıksın"- Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek. Ankaradaki su kesintisine çözüm önerisi.

__"Emekli kuyruğu çile değil sosyal aktivite"- PTT Genel Müdür Osman Vural. Emekli maaşlarını evlerde dağıtmayı uygulamaya koymuşlar ama rağbet olmamış evdeki gelin damat çocuk falan paraya el koyabilirlermiş ayrıca da kuyrukta yaşlılar yaşıtlarını görüp gülüp eğleniyorlarmış(!).
__"Demokratikleşme için güneydoğu'dan ikinci eş almak"- Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı. Hasımlık yerine hısımlık diye bir isim koymuş bu formüle. Bu şekilde hallolucakmış bütün problemler.

Evet arkadaşlar belki de benim hatırlayamadığım gündemden bir şekilde kurtulan daha nice açıklamalar vardır. İlgiyle İzliyoruz..

Erhan Bacaksız

12 EYLÜLCÜLER YARGILANACAK MI DEDİNİZ!!!


25 Ekim 1993'ten beri 12 eylül 1980 darbesini gerçekleştiren askerlere dava açılmasını önleyen geçici anayasa maddesi oluyor bu geçici 15. madde. Evet geçici deniyor ama yıllardır geçemedi gitti bir türlü. Yıllardır seçim zamanlarında hemen hemen her parti kullandı bunu değiştirmeyi seçim programlarında, ama henüz gerçekleştirebileni görmedik. Akp hükümeti bu sefer kararlıymış. Kaldıracağım o maddeyi. Yargılayacağım Darbecileri. Adalet yerini bulacak diyor ama bakalım TÜRKİYE CUMHURİYETİ ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN ne diyor bu konu hakkında? :

TRT-1 Enine Boyuna programı
Konuk: Adalet Bakanı Sadullah Ergin...

Murat Yetkin soruyor: 12 Eylül'ü yapanlar yargılanabilecek mi? Bir savcı dava açabilek mi?
Bakan yanıt veriyor: Şu anda yargılanacak ya da yargılanamayacak demek mümkün değil. Yargıda 2+2 = 4 değildir.

Radikal Gazetesi Ankara temsilcisi Murat Yetkin tekrar soruyor: 12 Eylül'ün sorumluları yargılanacaklar mı?

Bakan: "mağdurlar başvuru yapabilirler, yargılanıp yargılanmama konusunda mahkeme karar verecek."

Star Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Karaalioğlu da aynı soruyu tekrar soruyor ve diyor ki "Siz bu değişikliği hazırlarken yargılama yapılıp yapılmayacağı konusunda bir fikriniz yok muydu?"

Bakan yine aynı şeyleri tekrarlıyor ve diyor ki: "Bu değişiklikte asıl önemli olan şey anayasadan bu ayıbın kaldırılmasıdır"

E ne oldu şimdi? Yoksa bütün söylenenler sizin TBMM'nin ceylan derisi koltuklarında ömür boyu oturabilmeniz için hazırladığınız yeni Anayasa için oyun mu? Yok canım o kadar da değildir. Tamam hani yalanlarınıza alıştık ama en azından içini doldurun be kardeşim!!


Erhan BACAKSIZ

odatv.com a teşekkürler.

19 Temmuz 2010 Pazartesi

OYUNU VERME OYUNA GELME!


Biz Gençler

12 Eylül’de sandığa gidiyor “HAYIR” diyoruz.

Neden mi?

Seçim barajı kalktı mı?

İşçiye sendikaya toplu sözleşmelere itiraz hakkı var mı?

İşçi haklarında bir düzelme var mı?

Dokunulmazlıklar hala duruyor mu?

Eşcinsellere, kadınlara, azınlıklara pozitif ayrımcılık yasaları, dini
özgürlükler, cemevleri onların durumları ne oldu unuttunuz mu?

Çünkü biz bunların hiç birini unutmadık!

Çünkü biz bu anayasanın, toplumun herhangi bir sorununun çözümünü sağlayabilecek hiçbir içeriğe sahip olmadığının farkındayız!

Çünkü biz İktidar Anayasası İstemiyoruz!

Çünkü biz Cumhuriyetimizi Seviyoruz!

Çünkü biz oluşturulacak Yandaş Anayasa nın ne gibi tehlikeler getirdiğinin farkındayız!

Çünkü biz Geleceğimize Amerika nın kirli oyunlarıyla karar verilmesini hazmedemiyoruz!

Çünkü biz Akp’nin Tekelci İktidarına artık Dur diyoruz!

Çünkü biz Ecevit’in aydınlattığı yolda ilerleyen Demokratik Solcu gençleriz!




OLUŞTURDUKLARI ANAYASA DEĞİŞİKLİK PAKEDİYLE MECLİSTEKİ KOLTUKLARINI BİRAZ DAHA RAHATLAŞTIRMAYI PLANLAYAN AKP HÜKÜMETİNİN EMELLERİNE ULAŞMASINA ASLA İZİN VERMEYECEĞİZ.
BİZLER

12 EYLÜL 2010 TARİHİNDE SANDIĞA GİDİP GÖĞSÜMÜZÜ GERE GERE “HAYIR” DİYECEĞİZ!

Erhan BACAKSIZ

BU ZAMANDA SANSÜR MÜ?



Türkiye halkı bu zamana dek maruz kalmadığı kadar sansüre maruz kalıyor. Adeta ikinci istibdat dönemi yaşanıyor ülkemizde. Bu duruma karşı olan bizler her platformda sansüre tepkimizi ortaya koyup gerektiğinde yürüyüşler düzenliyoruz ama sesimizi Ankara'ya daha doğrusu Ankara'daki yetkililere iletemiyoruz bir türlü.
Biz Sansüre Sansür dedikçe onlar sansürlemeyi daha da yaygın ve kolay hale getiriyorlar. Peki biz ne istiyoruz? Bir de burdan seslenelim:

Bizler;


* Başımızda bizi yöneten insanların halkın sesine kulak vermelerini, kendi doğrularını bir kenara bırakıp objektif bir şekidle karar vermelerini İSTİYORUZ!

* Yüklenmemesi gerektiği düşünülen ve sorumsuz bir kişinin yüklediği video sebebiyle acımasızca bir ülkenin vatandaşlarının cezalandırılmasına artık tahammül EDEMİYORUZ!

* www.youtube.com u yasaklayıp kamera karşısına geçerek "Ben giriyorum, siz de girin" diyen Başbakan'ın artık mantıklı hareket etmesini BEKLİYORUZ!

* Bu ve bunun gibi birçok sitenin yasaklanmasının, buna ortam hazırlayan insanların işine yaradıklarının bizim bildiğimiz gibi bu yasakları koyanların da bilmesini İSTİYORUZ!

* İnternetin bir özgürlük olduğunu ve her türlü özgürlüğün kısıtlanmasına karşı olduğumuzu bir kez daha dile GETİRİYORUZ!

* Bu vatanı çağdaş, özgürlükçü, Aydın, Demokrat Mustafa Kemal'den devralmış Mustafa Kemal'ler olarak ilerlemeyi engelleyen her türlü duruma karşı ÇIKIYORUZ!

* Bir yılı aşkın süredir yasaklanmış olan www.youtube.com a ve bunun gibi binlerce siteye artık özgürce ulaşmak İSTİYORUZ!
Erhan BACAKSIZ